Evrimciler, özetle, cansız maddenin uzun zaman verildiğinde canlanıp hücreler oluşturduğuna, bu hücrelerin kendilerine isabet eden mutasyonlar ve aralarındaki “rekabet” sonucunda, Stephen Hawking, Albert Einstein, Frank Sinatra, Mari Curie gibi insanları, filleri, kelebekleri, balıkları, yaseminleri, limonları veya akasya ağaçlarını oluşturduğuna inanmaktadırlar.
Hiçbir bilimsel bulguya dayanmayan bu iddialarında karşılaştıkları en büyük zorluklardan biri ise, insan ruhuna ait özellikleri açıklamaktır. Cansız maddelerin ve tesadüflerin nasıl olup da, düşünen, sevinen, gülen, üzülen, heyecanlanan, sanat eserleri meydana getiren, moda oluşturan, beste yapan, sevdiği şarkı çalınca coşku duyan, gözlemenin kokusundan zevk alan, yoğurdun tadını seven, özleyen, dost olan, buluşlar keşifler yapan, devlet yöneten, uzaya giden insanları oluşturduğunu kesinlikle açıklayamazlar.
|
“Ki O, yarattığı herşeyi en güzel yapan ve insanı
yaratmaya bir çamurdan başlayandır. Sonra onun soyunu bir özden
(sülale’den), basbayağı bir sudan yapmıştır. Sonra onu ‘düzeltip bir
biçime soktu’ ve ona Ruhundan üfledi…” (Secde Suresi, 7-9)
|
|
“Gökleri ve yeri hak olmak üzere yarattı ve size
düzenli bir biçim (suret) verdi; suretlerinizi de güzel yaptı. Dönüş
O’nadır.” (Teğabün Suresi, 3)
|
Her ne kadar bilimsel terimlerin arkasına gizlenseler de evrimi savunanların temelde iddia ettikleri, bu çarpık mantıktır.
Evrimci bilim yazarı Roger Lewin:
“Fiziksel anlamda, insanın evrimi hakkındaki herhangi
bir teorinin, güçlü çeneleri ve iri kesici dişleri olan ve bizden dört
kat hızlı koşan maymun benzeri bir atanın nasıl yavaş yavaş, iki ayaklı
bir hayvana dönüştüğünü açıklaması gerekir. Bu güçlere aklı, konuşmayı
ve ahlakı ekleyin, bunların hepsi evrim teorisine baş kaldırmaktadır.“ (John Peet, The True History Mankind, http://www.mesozoic.demon.co.uk/mankind.htm)
|
“Şüphesiz Biz insanı, karmaşık olan bir damla sudan yarattık. Onu deniyoruz. Bundan dolayı onu işiten ve gören yaptık.”
(İnsan Suresi, 2) |
“Son iki bölümde, insanın, vücut yapısında aşağı bir biçimden türediğinin izlerini taşıdığını gördük, ama insan zihin gücü bakımından bütün öbür hayvanlardan öylesine farklıdır ki, varılan bu sonuçta bir yanlışlık olabileceği ileri sürülebilir.” (Charles Darwin, İnsanın Türeyişi, Onur Yayınları, Nisan 1995, s.85)
Darwinistler tesadüfleri üstün bir akıl gibi sunan,
ardı ardına meydana gelen milyonlarca tesadüfün toplamını “yaratıcı bir
güç” olarak gösteren batıl bir fikrin savunucularıdır. Darwinistlere
göre tesadüfler, dünyadaki bütün insanların aklından çok daha büyük bir
akla sahiptirler. Yüz binlerce yıldır gelip geçmiş ne kadar insan varsa,
hepsinin beynini, aklını, düşünme kabiliyetini, muhakeme ve hafıza
gücünü, fiziksel özelliklerini ve daha yüzlerce binlerce özelliğini
şekillendirenin, ‘tesadüf’ isimli bu ‘deha’ olduğunu iddia ederler.
Darwinistlere göre, dünyanın en zeki, en bilgili bilim adamlarının üstün
teknoloji ile üretemediği hücreyi, tesadüfler şuursuz atomları
kullanarak üretebilmişlerdir. Dahası bu tesadüfler Einstein, Pasteur,
Galilei, Newton gibi dehaları da meydana getirebilmişlerdir. Elbette bu
iddialar son derece akıl dışıdır. Tüm varlıkların Yaratıcısı sonsuz
kudret sahibi olan Yüce Allah’tır.
Evrimcilerin iddiası, zaman ve tesadüf ikilisinin
çamurlu suyu; yetenekli, zeki, başarılı, estetik zevke ve güzelliğe
sahip, kusursuz bir görme ve duyma kabiliyeti taşıyan varlıklara
dönüştürdüğüdür.
Şimdi düşünün: Bu sayfalarda resimlerini gördüğünüz,
yetenekleri ve başarıları ile tanınan insanlar tesadüf, zaman ve çamurlu
su üçlüsünün eseri olabilirler mi?
Tesadüfen meydana geldiği iddia edilen varlıklar sanattan, estetikten zevk alabilirler mi?
Bu varlıklar tesadüflerin eseri olsalar senaryolar yazıp, beste yapıp, film yönetip, rol yapabilirler mi?
Böyle varlıklar Oscar ödülünü kazanabilirler mi?
Tesadüflerin meydana getirdiği varlıkların hayal gücü olabilir mi, yüzlerce sayfalık romanlar yazabilirler mi?
Elbette ki tüm bu soruların tek cevabı vardır:Hayır.
Tesadüfler, ne kadar zaman verilirse verilsin, çamurlu suyu bir insana
dönüştürüp, sonra da o insana bu özellikleri kazandıramazlar. Sadece bu
soruların cevapları dahi evrim teorisini çökertmeye yeterlidir.
Açıktır ki, tüm bunları başarabilen varlıklar ancak üstün bir ilim ve güç sahibi Allah’ın yaratışının eserlerindendirler.
Allah onları bu yeteneklerle yarattığı, sanatçılığı,
rol yapmayı ilham ettiği, seslerini güzel yarattığı için onlar yetenekli
sanatçılardır. Bu nedenle başarılıdırlar.
|
“Ey insanlar, gerçekten, Biz sizi bir erkek ve bir
dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve
kabileler (şeklinde) kıldık. Şüphesiz, Allah Katında…”
“…sizin en üstün (kerim) olanınız, (ırk ya da soyca
değil) takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah, bilendir, haber
alandır.” (Hucurat Suresi, 13)
|
|
“”Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir, üstün ve güçlü olan, bağışlayandır.”
(Sad Suresi, 66) |
Ama Darwinistler, en gelişmiş teknolojinin “boy ölçüşemeyeceği” bu görme ve duyma sistemlerini kör tesadüflerin inşa ettiğine inanmaktadırlar.
Bu garip iddiaya göre TESADÜF+ÇAMUR+ZAMAN üçlüsü biraraya gelmiş, insan aklının ve tecrübesinin ulaşamadığı bir teknolojiyi meydana getirmişlerdir. Üstelik, son derece akılcı ve titiz bir çalışma yapmış, bu sistemlerden 7 milyar insanın her birinde birer çift oluşmasına olanak vermişlerdir.
Kuşkusuz bu iddia açıkça göstermektedir ki, evrimciler bu üç gücün adeta “ilah” özelliğine sahip olduklarını düşünmektedir.
Tesadüfen biraraya gelen şuursuz ve cansız atomlar düşünemezler, fizik kanunlarını bilemezler, matematiksel hesaplar yapamazlar, mühendis olup tonlarca suyu tutan dayanıklı barajlar, devasa gökdelenler inşa edemezler, bilgisayar kullanamazlar, piyano çalıp, hoşa giden besteler yapamazlar.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder